15 Ekim 2007 Pazartesi

Bir askerin bir anısı:))

Bir askerin bir anısı:))
--------------------------------------------------------------------------------
Ben askerliğimi Ankara Etimesgut'ta pek kısa donem olarak (6 ay) yaparken ve cuma gününden evci çıkarken bile mutlu değildim.
Ama allahın sopası yok ki.Bir gün bize Kurtuluş dizisinde rol alacağımız söylendi. konu memleket meselesi olunca tabii, şahsi çıkarlarımızı bir yana bırakıp senaryoyu okumadan kabul ettik teklifi.
Sahnelerin Polatlı'da çekileceğini söylediklerinde içime biraz kurt düşmedi değil. Polatlı topçu okuluna bir geldik ki. belene kampından farksız bir yer. 2000 kişiyi çöle saldılar ve çadırlarınızı kurun dediler.
Ertesi gün bir kısmımıza kuvay-i milliye bir kısmımıza yunan ve diğer gavur askeri kıyafetlerini dağıttılar. tabii bizim kuvay-i milliye kıyafetleri yırtık pırtık. ayni kıyafetle çekim yapıp, Yatıp kalkıp yaşıyoruz. sabah bir matara su veriyorlar ve bir matara suyla her turlu ihtiyacımızı karşılıyoruz.
Saat 08:00 de otobüslerle sete gidiyoruz. set dediysem yanlış anlaşılmasın Yıldız Tepe. Sakarya meydan muharebesinin geçtiği yer. Rivayete göre tepe daha önce bizimmiş. Bizimkiler yeterince stratejik görmeyip bırakmışlar ve Yunanlılar aldıktan sonra da tepeyi geri almak için taarruza geçmişler.Neyse, çekimler başlamadan önce TRT nin çıtır kızları 2000 kişiye makyaj yapıyorlar ve tabii ki 1999 Abaza makyajlarını silip yeniden yaptırmak için sıraya giriyor. makyözlerden biri tanıdık çıktı. ve kızcağıza bizimkilere ulaşmasını ve bana temiz çamaşır vs göndermelerini söyledim. savaşmak pis bir is. insanin ustu başı batıyor.tepenin başında bir komutan. aşağıdan pire gibi görünüyor ve aşağıda biz yani 2000 asker. komutan megafonla hücum diye bağırıyor ve biz Allah Allah nidalarıyla gavurun üstüne yıldırımlar gibi çakıyoruz.
tabii bu sırada birilerinin ölmesi gerekiyor ve herkes daha az koşmak için ölmek istiyor.ölüme talep çok olunca komutan (çakmak bir teğmen-ruh hastası) bu isi sıraya soktu. bu sefer kim ölecek diyince herkes elini kaldırıyor. ama bizim bir kısa donem var. her defasında siyatik, dalak şişmesi, korner kalp yetmezliği gibi hastalıklar bahane ederek olmek istiyor ve adamin tüm saydığım ve sayamadığım hastalıkları için raporu var. komutan kim ölecek diyince herif her defasında bir rapor ibraz ediyor ve ölme hakki kazanıyor.en sonunda komutan "yaf ne biçim herifsin be, sen zaten olusun olum" diyerek ona her çekimde ölme hakki tanıdı.
bir keresinde de ben ölmeye hak kazandım. ve ölme yerim de yunan siperine 5 metre kala. yaklaşık 300 metre tırmanmamız gerekiyor yani. neyse hücum emrini aldık ve Allah...tırmanmaya başladık, tabii ben savaşmayalı yıllar olmuş biraz hamlamışız.nefes kesiliyor.benim ölme mekanıma daha çok var ve benim gözüm karardı ve artık bacağım çekmedi. ben erken ölmeye karar verdim. ve yandım Allah diyerek göğe yükseldim, silahımla havada bir yay gibi gerildim ve koca bir dağ gibi devrildim ve en yüce kata erme şerefine nail oldum. buraya kadar olayın bütün hamasi yönü bir anda trajikomik bir hal aldı. tabii olduk ve devrildik ama Yıldız tepe dik bir tepe hafiften. olduk ama başladık yuvarlanmaya. her taraf tas kaya çakıl. oramız buramız yırtılıyor. zaten elbise dediğin çaput parçası.yırtıklardan filan don paça geziyoruz. ben bir taraftan yuvarlanırken bir taraftan tutunmaya çalışıyorum . tüfek bir tarafa, matara ve diğer teçhizatlarım bir tarafa, ben bir tarafa yuvarlanıp duruyoruz. durmak mümkün değil. Güya olduk rol icabı ama can tatlı tabii. Velhasıl ölsen bir turlu ölmesen bir turlu.
Ertesi gün biz yunanlı olduk. ve temmuz sıcağında bize kase elbiseleri giydirdiler. Uzun dönemlerden biri tutturdu ben yunanlı olmam diye. "Abı ben yunanlı olursam köye dönemem, anamın babamın yüzüne nasıl bakarım" diyor. Olum ulan rol icabı bişey olmaz dedikse de dinletemedik ve herif istidaya çıkmadı. tabii bizim bölükten biri yunan olmayı kabul etmeyip çekimlere katılmadığı için ceza yedik.
Bu ara tuvaletleri çukur açıp bez paravanlarla insaf ettik. gece bir rüzgar çıkıyor, çolun ortasında çömelmiş yüzlerce ay parçası ortalığı aydınlatıyor.Yunanlı olduğumuz gün yine yayılmışız ortaya hücum emri bekliyoruz. Hücum emri geldi ve başladık taarruza bu sefer gavur olarak. ve bizim bölük salak gibi yine Allah nidalarıyla saldırıyor. tepeden yakın çekim de yaptıkları için son derece dikkatli olmak gerekiyor aksi taktirde çekim tekrar ediliyor ve bir çekimin hazırlığı 3 saat filan sürüyor. ulan dedim"manyak misiniz olum biz yunanlıyız ne Allah". Demez olaydım. Çekim devam ederken bizim bölük durdu. oradan biri peki ne diyeceğiz diye ortaya son derece kritik bir soru attı. bölük konuyu tartışmaya başladı. bu Arada arkadan yüzlerce at yanımızdan gök gurultusu halinde geçiyor. Ortalıkta bombalar patlıyor. gurultuyu ve arbedeyi anlatamam. diğer yunan bölükleri yanımızdan Allah diye geçiyorlar ve geçerken bizim bölüğe bakıp ulan bunlar ne yapiyo savasın ortasında diye anlamsız bakıyorlar. Olum bırakın tartışmayı hiç birsey demenize gerek yok koşun yeter diyorum ama bomba sesleri ve at kişnemelerinin arasında beni pek sallayan yok.dallamanin teki bir dakika diye kükredi ben buldum "makarios" diye bağıralım dedi. bu olağanüstü fikir de bir sure tartışılmaya değer görüldü ve sonuç tahmin ettiğiniz gibi sahne yeniden çekildi. çünkü yukarıdaki kameralar bizi ayna gibi çekmişler. savasın ortasında bir grup yunanlı ve hararetli bir sekilde tartışıyor.
bu arada mayınların daha iyi patlaması için içine at pisliği koyuyorlarmış ve bunu kimseye söylemediler. daha ilk çekimde başladık koşmaya ve yanımızda sağımızda solumuzda bombalar patlıyor.ortalık bir anda bok gibi kokmaya başladı ve gökten basımıza at boku yağıyor. ensemizden at boku olduğu gibi içeri. herkes durdu ve uyuz gibi elini sırtına sokup başladı kasınmaya. sonuç yine tahmin ettiğiniz gibi.çekim sil bastan.

Hiç yorum yok: